16 Kasım 2018 Cuma

0312 416 63 17

MAKALELER

Tüketicinin Korunması ve Genel Ekonomik Kavramlar

Giriş

Günümüzde akıl almaz birüretim ve tüketim döngüsünün oluştuğunu görmek mümkündür. Günümüz insanı artık neyi nasıl ne biçimde tüketeceğini, bunları nasıl elde edeceğini düşünmekten, çevresinde bulunan diğer insanların bile farkına varamaz bir boyuta gelmiştir. Dolayısı ile günlük alışverişler artık insandan insana olmaktan çok, nesnelerden insanlara oluşmaya başlamıştır. Tüketimin bu yeni boyutve biçimi, evlere kadar girmiş ancak çok farklı kategorilerde ele alınmaya başlamıştır. Evin bir köşesinde otururken yeni bir ürün ya da hizmetle karşı karşıya bulunan bireyde bu objeyi elde etme duygusu kendiliğinden oluşmakta, birey farkında olsun ya da olmasın, arzularının etkisi ile harekete geçmektedir.   Bir taraftan çevrenin insana sunduğu bol şatafatlı ürün ve mal çeşidi, diğer taraftan insanın kendi içinden gelen sesi dinlemesiyle oluşan bir etkileşim süreci tüketimlerini körüklemektedir. 

Bu tüketim çılgınlığı ya da tüketim biçimi insan yaşamını, doğal olarak da toplumsal yaşamı yakından ilgilendirmektedir. Bu bağlamda bakıldığında en küçük toplumsal ünite olan aile yapısı ve işlevlerinde de değişimler meydana gelmiştir. Geleneksel toplumlarda birçok işlev aile içinde toplanırken, büyük kent yaşamında temelden değişim başlamış, aile birçok fonksi­yonunu kaybetmiştir. Özellikle modern yaşamda bireyler evden uzak­ta, örgütlü işyerlerinde çalışmakta, ailenin eskiden kendi içinde hallet­tiği birçok faaliyetin aile dışında özel kurumlar tarafından yapıldığı bir çevrede yaşamaktadır. Bu nedenle de aile kaynakları miktar ve sa­yısında daha fazla bir artış ve karmaşa gözlenmektedir. Aile toplumsal çevresini oluşturan kendi dışındaki uzmanlaşmış ve örgütlenmiş bir çevrede çok daha etkin bir teknolojinin oluşturduğu kurumlarla çevrili yaşamakta­ ve hepsi az veya çok bu koşulların etkisinde kalmaktadır.

         Dolayısı ile günümüz aileleri, ekoloji, ya­şam koşullarının değişimi, geçim kaynağı farklılaşması, aile kompo­zisyonu değişimi, aile içi ve dışı roller ve ilişkiler, ticarileşen ve dışa dönük işlevlerin artışı, çocukların yetiştirilmesi, aile statüsü değişim­leri, güvence ve değişen dış çevreye uyum gibi birçok değişik­liklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Aile bütün bu değişimler ve karmaşalar karşısında zaman zaman çaresiz ve korumasız kalmaktadır.

Nitekim tüketicinin korunması konusu içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren önem kazanmış ve en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Günümüzde tüketicinin karşı karşıya kaldığı en önemli mesele sınırlı kaynakları ile ihtiyaçlarını en iyi şekilde giderebileceği mal ve hizmetleri satın almaktır.  Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler nedeni ile kaynaklarda önemli artışlar meydana gelmekte, bu durum her gün yeni mal ve hizmetlerin üretilmesine neden olmaktadır. Tüketicinin ürün ve hizmetlerin çeşitliliği ve karmaşıklığı karşısında tüketim alanlarının bir veya bir kaçında bir dereceye kadar uzman olması mümkün olsa bile, ürün ve hizmetleri tam olarak değerlendirebilmesi imkânsızdır.

         Bu nedenle de günümüzde tüketici sorunları çok boyutlu ve kapsamlıdır. Bu sorunların nitelik ve nicelik olarak boyutları, bir ülkenin sanayileşme ve teknolojik düzeyine, yatırım, üretim, tüketim, dağıtım, fiyat, ihracat ve ithalat gibi ekonomik politikalarına, istihdam, ücret, eğitim, sağlık, kültür gibi sosyal politikalar ile o ülkenin siyasal politikalarına, toplumsal ve demokratik gelişmişlik düzeyine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

            Çağımızda ortaya çıkan köklü değişikliklerin bir sonucu olarak tüketici; üretimin ve kendisine sunulan hizmetlerin kalitesini belirleme gücünü kazanmış; üretim-tüketim ilişkisinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Bu sayılan değişim ve dönüşümleri ülkemizde de yakından izlemek mümkündür. Türkiye, Cumhuriyetin kurulmasından beri çok hızlı bir değişim ve gelişim içine girmiştir. Özellikle 20. yy’ ın ikinci yarısından itibaren gelişen küresel yapılanma toplumsal yapıyı, dolayısı ile de tüketim olgusunu değiştirmiştir. Bir taraftan aile yapısı değişimi ve kentleşme, diğer yandan küreselleşme gibi olgular aileleri üretim birimi olmaktan daha fazla tüketim birimi olmaya zorlamıştır. Her yenilik gibi, bu değişimler de beraberinde birtakım problemleri getirmiş, önemli tüketici sorunları ortaya çıkmaya başlamıştır. 

Sonuçta da ülkemizde tüketiciler; öncelikle mikro sorunlardan makro sorunlara kadar bir dizi sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Şöyle ki artık birçok mal ve hizmette tüketici ne üretici ne de satıcı ile doğrudan temas da kuramamaktadır. Tüketicinin korunmasında da asıl sorun burada yatmaktadır. Normal koşullarda muhatabın belli olduğu durumlarda sorun çözmek nispeten daha kolayken, tüketici zincir ya da merkezi yurtdışında olan birçok ürün ve hizmette sorununu çözememektedir. Ayrıca piyasada normal şartlarda olması gereken özellikte özellikleri bulunmayan birçok mal ve hizmet piyasada bulunmakta bu da tüketicinin tek başına çözemeyeceği kadar problemi beraberinde getirmektedir. Oysa tüketici problemlerinin çözülmesi yalnızca tek bir bireyin probleminin çözülmesi olarak algılanmamalı, ekonomik ve sosyal bağlamda ülke açısından da önemliliği göz önüne alınmalıdır. Çünkü bir ülkede üretimin, verimliliğin, kalitenin ve rekabet gücünün artırılması gibi önemli gelişmeler aslında tüketici korunması ile yakından ilgilidir.

Ülkemiz gibi tüketicinin korunmasına yönelik çalışmaların yeni olduğu ülkelerde; tüketici bilincinin gelişmesi, tüketicinin kendi ihtiyaçlarını iyi tespit edip, ihtiyaçlarına en iyi cevap verebilecek mal ve hizmet seçimini bilinçli ve akılcı yapabilmesi, satın alma aşamasında aldatılmaması, malların kullanımında dikkatli olup güven içinde davranması konuları önem kazanmaktadır.

Bu noktada da tüketicinin tek başına hareket etmesi ve kendi kendini koruması çok da mümkün görünmemektedir. Tüketici bilincinin geliştirilmesi her ne kadar kamunun ve devletin görevi olarak görülse de gerçekte aktif koruma tüketicinin kendi kendini koruması ile mümkün olacaktır. Bunun için de tüketicinin bilinçli olması; bilgilendirilme ve eğitilmesi ve örgütlenmesi iki önemli faktör gibi görünmektedir. Tüketici örgütleri tüketiciler tarafından kurulmuş bağımsız ve özgür hareket eden temel amaçları tüketicinin korunması ve eğitimi olan sivil toplum kuruluşlarıdır. 

Avrupa birliğine girme çabalarında bulunduğumuz bu günlerde tüketicinin korunması konusunda çalışmalar hız kazanmıştır. Tüketicinin eğitim ve korunması konusunda aktif bir rolü olan derneğimiz tüketicinin mevcut yasalar ve teamüller çerçevesinde daha etkin olmak amacıyla bir dizi faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu faaliyetlerden biri olan Avrupa Birliği projeleri yapma kapsamında hazırlamış olduğumuz bu tüketici rehberinde tüketicinin korunması konusunda bir çok konu detaylarıyla ele alınmıştır.

Rehberin temel amacı; tüketicinin bilgilendirilmesi, eğitim ve piyasa da aktif olarak korunmasında gerekli temel bilgileri sağlamaktır.

Bu nedenle rehberde; Temel ekonomik kavramlar, Tüketici Eğitiminin Önemi, Tüketicinin Eğitimi ve Bilgilendirilmesi, Tüketicinin Korunmasının Gereği ve Tüketicinin Korunmasında Taraflar, Bilinçli Bir Tüketicinin Bilmesi Gerekenler, Tüketici Korunmasında yasal Durum, Tüketicinin hak Arama Adımları Tüketici Şikâyetlerine İlişkin Yargıtay Kararları örnekleri ve Tüketicinin Hak Aramada Başvuracağı Kurumlar konuları ele alınmıştır.

  1. TEMEL EKONOMİK KAVRAMLAR

Tüketici ve tüketim konularını daha iyi kavrayabilmek amacıyla genel ekonomide sıkça rastlanan bazı temel kavramlar bulunmaktadır. Bu nedenle burada bazı önemli temel kavramlar verilmiş ve kısaca açıklanmıştır.

1.1. İhtiyaç

İnsan var olduğundan beri yaşamını sürdürebilmesi için kullanmak zorunda olduğu mal ve hizmetlerin varlığı bir mesele olarak karşısına çıkmaktadır. İnsanların bütün faaliyetleri ihtiyaçlarını karşılamak için harcadıkları çabalardır.

İhtiyaç,karşılanmadığı zaman acı ve üzüntü, karşılandığı zaman da zevk ve haz veren bir duygudur.

Önemlerine Göre İhtiyaçlar

İhtiyaçlardaki acı ve onları tatmindeki haz unsurlarının önem derecesine bakarak insan ihtiyaçları da iki grupta incelenebilir.

Zorunlu ihtiyaçlar:Tatmin edilmedikleri zaman fazla acı duygusu veren ihtiyaçlardır. Daha çok fizyolojik zorunluluktan doğar (yemek, içmek, giyinmek gibi).

Zorunlu olmayan ihtiyaçlar:Bunlara lüks ihtiyaçlar da denir. Karşılanmadıkları zaman fazla acı vermemekle beraber, tatmin edilince insana haz veren ihtiyaçlardır (müzik dinlemek, seyahat etmek gibi). Bireyler içinde bulundukları ortam ve bireysel yapılarının etkisi altında farklı ihtiyaçlara farklı biçimde önem vermektedir.

İhtiyaçların Lüks ya da Zorunlu Olmasını Etkileyen Faktörler

  • Zaman etkeni
  • Eğitim ve kültür düzeyi
  • Gelir
  • Çevre ve iklim-coğrafya etkisi
  • Alışkanlık ya da eğilim faktörü
  • Mal

İhtiyaçları tatmine yarayan her şeyemaldenmektedir.

Malları çeşitli biçimde sınıflandırmak mümkündür.

         Elle tutup tutulmama özelliklerine göre;

             Maddi mallar ve manevi mallar olarak ikiye ayrılır.

Maddi Mallar:Elle tutulup, gözle görülebilen ekmek, hayvan, yağ, şeker, mobilya vb. mallardır.

Manevi Mallar:Hissedildiği ve varlığı kabul edildiği halde, elle tutulamayan, gözle görülemeyen mallardır. Bu gruba giren mallar, hizmetler ve haklar olarak iki grupta incelenebilir.

Haklar:Birey ve kurumlara ait ün, nam, şan, itibardır.

Hizmetler:Maddi olmayan, fakat mübadele değeri olan her şeye hizmet denmektedir. Örneğin; bir sekreterin, öğretmenin, tezgahtarın, şoförün yaptığı görevler hizmetler sınıfına girmektedir.

          İhtiyaca göre mallar;

         Serbest mallar ve ekonomik mallar olarak ikiye ayrılmaktadır.

Serbest Mallar:İhtiyaçlarımıza göre kıt olmayan, bol olan mallardır. Teneffüs edilen hava, toprak ve bazı durumlarda sudur. Bu mallar elde edilmek için başka bir malı feda etmeyi gerektirmeyen mallardır. İnsan ihtiyaçlarını karşılamada kullanılmalarına rağmen, ihtiyaçtan fazla bulunduklarından alınıp satılmazlar, bu nedenle bir fiyatları da yoktur.

Ekonomik Mallar:İnsan ihtiyaçlarını karşılamada kıt olan mallardır. Elde edilmeleri için fedakarlık gerektiren, istenildiği zaman, istenildiği miktarda elde edilemeyen mallardır. Ekonomik, ekonominin üzerinde durduğu mallardır. Zaman zaman bazı hizmetlerde ekonomik mal grubuna girmektedir.

         Dayanıklılıklarına göre,

Dayanıklı mallar ve dayanıksız mallar olmak üzere ele alınabilirler.

Kullanım Biçimlerine Göre Mallar:

Malları kullanım biçimlerine göre; nihai (tüketim) mallar ve üretim ya da ara mallar olarak sınıflandırmak mümkündür.

Nakledilip Edilemeyeceklerine Göre Mallar:

Buna göre mallar taşınır ve taşınmaz mallar olarak iki grupta incelenebilmektedir.

  • Değer (kıymet)

 Mal ve hizmetlere verilen nispi önemidir.

Ekonomide iki tür değer vardır. Kullanım değeri, değişim değeri.

Kullanım değeri;bireysel ve sübjektif bir değer yargısı olup, bireyin çeşitli mallara verdiği oransal önemdir. Örneğin; bir birey bir mala, diğer birey diğer mala daha fazla önem verebilir. Bireyin silgiye kalemden daha fazla önem vermesi silginin kalemden daha değerli olduğuna değil, o bireyin silgiye daha fazla önem verdiğini göstermektedir.

Değişim Değeri:Bir mal ya da hizmet karşılığında elde edilebilecek bir değer mal ya da hizmet miktarı ile açıklanır. Örneğin; 1 kilo şeker verilip 2 kilo un alınıyorsa, şekerin unla belirlenen değeri 2 olacaktır.

Mal ve hizmetlerin değerinin, değişim değerinin, para ile ifadesine fiyatdenmektedir. Paraise; ortak değer ölçüsü ve değişime araç olarak kullanılan herhangi bir şeydir.

  • Gelir

Aile ve birey açısından gelir; üretime yapılan katkı karşılığında, belirli bir sürede, elde edilen değerlerin toplamıdır. Ailenin geliri, emek karşılığı (ücret veya maaş) kira (rant), sermaye geliri (faiz) veya teşebbüs geliri (kâr) şeklinde veya bunların her birinden bir miktar olmaktadır.

Ayrıca gelir; bir bireyin belirli bir dönem başında veya sonunda aynı zenginlikte katmak şartıyla dönem içinde tüketebileceği mal ve hizmetlerin toplamıdır.

O halde birey gelirinden bir kısmını tüketmezse dönem sonunda daha zengin olacaktır. Gelirinden daha çok tüketirse, daha az zengin bir duruma düşecektir.

Toplum açısından gelir; bir ekonomide; belli bir dönemde, genellikle bir yılda, yeniden yaratılan değerlerin toplamıdır. Buna milli gelir veya toplam hâsıla denmektedir. Milli gelir, belirli bir süre içinde bütün bireylerin gelirleri toplamından ibarettir. Bazen çeşitli nedenlerle bireylerin eline geçen (harcanabilir) gelirle ilgilenilebilir. Harcanabilir gelirin toplam, milli gelirden vergilerle transfer ödemeleri çıkarılmasından sonra kalan miktara eşittir. Harcanabilir gelir tüketilir veya tasarruf edilir.

    Servet

 Herhangi bir anda mevcut mal stokudur. Servet bir stoku ifade ettiğinden sadece biriktirilen mallar (maddi mallar) servet kapsamına girmektedir. Biriktirilemeyen hizmet servet kapsamına girmez. Servet, bir stoku ifade ettiği halde, gelir tüketicilerin ihtiyaçlarını tatmine hasredilen mal ve hizmet akışıdır. Gelirin kaynağı ya insanların kendisi (maaş veya ücret suretiyle elde edilen gelir) veya servetleridir.

1.6. Tüketim

 İhtiyaçları tatmin amacı ile mal ve hizmetlerin kullanılmasıdır. Tüketim, bütün ekonomik faaliyetlerin son amacıdır. İnsanların bütün çabaları, yaşam düzeylerini yükseltmek amacı ile, ihtiyaçları daha iyi karşılayacak bir tüketim düzeyine ulaşmaktır. Tüketim, her zaman söz konusu malın bitip tükenmesini gerektirmemektedir. Beslenme için bir gıda maddesinin yenmesi ile o madde yok olmakta ise de dayanıklı mallar (elbise, otomobil) daha uzun süre kullanılabilmektedir.

1.7. Tasarruf

 Birey açısından, gelirin tüketilmeyen kısmi veya gelirle tüketim arasındaki müspet farktır. Diğer bir deyişle; belli bir dönemde elde edilen gelirin o dönemde tüketilmeyen kısmıdır. Yıllık gelir 6.000. YTL, harcama 4.000 YTL. Fark 2.000 YTL. Tasarruf.  Tüketim için harcanan miktar gelirden fazla olduğunda (Gelir 6.000, harcanan 8.000) (6.000–8.000=2.000 YTL.) negatif tasarruf söz konusudur.

O halde gelirle harcama arasındaki fark tasarruf sayılmamakta, sadece gelirle tüketim arasındaki fark tasarruf sayılmaktadır. Bunun nedeni harcamalardan bir kısmının stoklara ilave için (hisse senedi, altın veya tahvil, döviz vb.) yapılmış olabilmesidir.

Bireyin sahip olduğu tasarrufun para şeklinde saklanması, bireyin zenginliğini arttırsa da toplum bakımında bir şey ifade etmeyebilir. Tasarrufun bankaya yatırılması halinde durum farklıdır. Bankalar parayı üretici yatırımlarda kullanabilirler.

1.8. Yatırım

 Mevcut sermaye malları ve donatımı stokuna belirli bir dönem içinde yapılan net ilavedir. Yatırım sermaye birikimi ile ilgili bir kavramdır. Örneğin bir bireyin bir fabrika kurması, yeni bir okul yaptırması yatırımdır. Yapılan bir harcamanın yatırım harcaması sayılabilmesi için yeni bir üretim kapasitesi yaratması zorunludur.

Mevcut değerlerin el değiştirmesi yatırım değildir. Bir evin el değiştirmesi plasman olup, toplum bakımından yatırım değildir. Plasman paranın; döviz, altın, hisse senedi vb. satın almak için kullanılmasıdır.

Yatırım;ya yeni tesisler (fabrika, yol, baraj, elektrik tesisleri vb.) yapmak, ya makine ve teçhizat miktarını arttırmak (fabrikaya yeni makine ilavesi) veya mal stoklarında kaydedilen artış şeklinde olmaktadır.

         Halk dilinde ise yatırım, farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Örneğin; bir bireyin altın, döviz, hisse senedi satın alması yatırım olarak nitelendirilir. Bunları ucuzken satın alıp pahalı iken satmak suretiyle birey kazanç sağlayabilir. Ama bu durum toplum açısından bir şey ifade etmez.       

1.9. Tüketici

4822 Sayılı yasaya göre; “bir mal veya hizmeti ticari ve mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi” ifade etmektedir.